Öğrenci şehri Groningen'de moda rüzgarı doğudan esiyor

Hollanda'da kuzeyinde kendisinden öte köy olmayan Groningen'de yaşıyoruz. Bu küçük şehri, pötürgemle benim de öğrencisi olduğumuz üniversite kalabalıklaştırıyor. Bu şehir insanları öğrenciye alışkın, içip de sokaklarda bağıra çağıra eğlenenlere kötü gözle bakmıyorlar. Barların olduğu caddeye geceleri şirin mi şirin, temsili tehdidinden yüksek atlı polisler gönderiyorlar arasıra. Yabancı öğrenci öyle çok ki, pazar esnafı dahi İngilizce konuşmaktan yüksünmüyor.

Pazar esnafı demişken... Kardeşim buradaki sarışın mavi gözlü, akça pakça pazarcıların "Sorry I can't speak Dutch" diye başlayan konuşmalarımıza, Avrupalı gururuyla olgun bir şekilde gülümseyerek "No problem, English is good.." diye cevap vermesine hasta olmuştu. Ben de Türkiye'den her gelen misafirimi pazara götürüp bu hoş deneyimi yaşatıyorum. Neyse, ben pazarcıları seviyorum. Onlar da bana boş değil. 

Üniversite de öğrencilerini seviyor. İşte bana yine bir mektup göndermişler bugün. Yabancı öğrenci olarak, İngilizce bir programda kayıtlı olduğum belli. Ama bana yine de Hollandaca bir şeyler yollamaktan çekinmiyorlar. Hacettepe de öyle yapardı diye hoş görüyorum, zaten bazen kibarlık edip mektupların arka sayfasına İngilizce versiyonunu da ekliyorlar. Mektup konusu, bir ödeme veya seminer duyurusu filan olabiliyor. Genelde en son satırda şu çıkıyor karşıma: "Seminer dili Hollandaca olacaktır." Öyleyse neden zahmet edip bana mektubu gönderiyorsunuz? Madem semineri ja*, goed** diye diye takip edecek şekilde Hollandaca öğrendiğimi varsayıyorsunuz, mektubu İngilizce'ye çevirmeye neden gerek duydunuz? Bu sorularım yanıtsız kalacak. Saftrikler sanırım biraz.

Bugün de bir katalog göndermişler. Google Translate yardımıyla ve yazanları kendimce İngilizce'ye benzetmeye çalışarak katalogun Öğretmenlik Yüksek Lisans program tanıtımı olduğunu anladım. Galiba burada böyle bir master yapanlar örtmen olabiliyor. 

Katalogda iki kızımızın resmi var. İkisi de sarışın değil. Bizim reklamlarda ise alnına dökülen lülelerin arasından iri su yeşili gözleriyle bakan altın saçlı insanlar daha şık durmaktadır. Bu yüzeysel analizden sonra, izninizle kızlarımızdan birinin resmini buraya ekleştirerek onu tepeden tırnağa incelemek ve bloguma moda blogu vasfı kazandırmak istiyorum.

Gördüğünüz gibi kızımız öyle doğal bir anda habersizce resmedilmiş havasında; ama duruşu hoş, boyu bosu yerinde (zaten kızlar tuvaletinde bunlar için asılan aynalarda ben sadece çenemden yukarısını görebiliyorum). Hollanda şehirlerinde rüzgar güçlü ve serin estiğinden şalsız fularsız gezilmez (ama bisikletin önüne oturtup yüzüne rüzgarı vere vere gezdirdiğimiz melek yavrumuza atkı matkı takmaya gerek yoktur, onun bağışıklığı güçlensin, biz şık olalım). Kate Moss'la dünyaya yayılan poşu desenleri  burada da gözde. Peşisıra ise klasik 'şal' desenleri tercih edilir; havanın puslu ve merhametsiz olduğu bu diyarda insanlar grilere, kahvelere, toprak renklerine sadıktırlar.

Bisiklet ve yağmur çamur demeden koşma alışkanlığı sayesinde bacaklar ince ve biçimli, o halde skinny jean'leri çekinmeden giyiyoruz! Converse burada da her daim güncelliğini koruyor, yalnız bir farkla. Burada strech paçalar Converse'in bilekleri üzerine indirilmiyor. Ayakkabının dili öne doğru sarkacak şekilde paçalarımız içeride kalıyor. Burada ne kızlar ne erkekler Converse hastası. Ankara İstanbul gibi her 10 gencin 7'si Converse giymez burada. Ama giyeni de kışa yağmura aldırmadan giyer!

Hollanda'da koyu renk saçlar ya da İskadinavya sarılarıyla fark yaratırsınız. Ortalama bir sarışınsa alelade kalmaya mahkumdur... Modern öğretmen kızımız da bunu biliyor.

Kırmızı oje burada öyle revaçta değil, ne de allık. Ama sarı saçlara inat siyah maskara ile belirgin göz makyajı, bu mavişlerin vazgeçilmezidir. Cesur olanlar takma kirpiklerle yapay duvar tırmanışına bile giderler. Kaş dizaynı bilmiyorlar, hala böyle yay yay yapıyorlar. Neyse ki fazla bir kaşları yok! (Konu mankeni bir istisna ya da güçlü bir kalemle çizmiş o yayları.)

Siz de kısa bir deri mont, bir tayt, bir şal ve çizme ya da Converse ile Hollandalı kız çizgisini yakalayabilirsiniz. Çetin hava şartlarına uymak için bu en rahat, en umursamaz tarzı yaratan kızlar, üstelik de tutumludurlar. Hesaplarını bilirler. Bir kışa bir çizme harcanır, şık ayakkabılar gündüz eskitilmez. Stilettolar, gece minilerin altına giymek içindir. O topukların üzerinde bohem bir Hollanda gecesinde, kışın bile çorapsız üşünmez. Sigara içmek için çıkılan bar önlerinde etrafa gülücükler saçılır. Burada kurulan sosyal bağlarla ev arkadaşları edinilir; kiradan da tasarruf edilir.

* evet, ** iyi (Ya ne olacağdı - bu kadar biliyorum.)

2 yorum:

  1. Tanıyorum ben bu kızı yaav. Drei Gezusters'te kesişmiştik. Güzel kız ama.. :)

    YanıtlaSil